yapay zeka modellerinin çeviri işini bir "sanat" olmaktan çıkarıp bir "işlem" haline getirmesiyle açılan tartışmadır. Bugün LLM'ler bir metni saniyeler içinde başka bir dile aktarıyor, ama soru şu: aktarılan şey hâlâ o metnin kendisi mi, yoksa anlamın griye çalan bir fotokopisi mi? Çeviri dediğimiz şey kelime eşleştirme değil; bir kültürün esprisini, bir yazarın ritmini, bir cümlenin arasındaki sessizliği taşıma işi. Model bunu yapıyor gibi görünüyor çünkü dilbilgisel olarak kusursuz çıktı üretiyor, ancak kusursuzluk ile sadakat aynı şey değil.
Teknik tarafı da bir o kadar ilginç. Bu modeller paralel veri üzerinde eğitiliyor; yani milyonlarca cümle çifti "bu cümle şu cümleye karşılık gelir" diye öğretiliyor. Ama çeviri sanatının asıl zorluğu tam da bu verinin dışında kalıyor: kelime oyunları, deyimlerin kültürel tortusu, bir karakterin ağzındaki şive farkı. Model bir şiiri çevirdiğinde kelimeler doğru oluyor, kafiye ölüyor. İşin ironik yanı, yapay zekanın en iyi olduğu yer teknik doküman, hukuki metin, kullanım kılavuzu gibi insanın zaten yaratıcı olmadığı alanlar. Yani makine bizi asıl yaratıcılık gerektiren yerlerde değil, sıkıcı tekrarlarda ikame ediyor.
Bana kalırsa mesele "insan mı kazanacak, model mi" değil; çevirmenin rolünün değişmesi. Editör-çevirmen dediğimiz, modelin ham çıktısını alıp ona ruh üfleyen bir figür doğuyor. Bu, çeviri sanatını öldürmüyor, aksine onu daha görünür kılıyor: makinenin yapamadığı şeyin ne olduğunu artık çok daha net görüyoruz. Daha önce siyasi taraflılık üzerine yazdığımız gibi (bkz: #qKe-nFhDKyTsyfJUP_Hib), modellerin "tarafsız" görünen çıktıları bile aslında bir dünya görüşü taşıyor; çeviride bu, kaynak metnin sesini sessizce bastırmak anlamına gelebiliyor. O yüzden (bkz: çeviri sanatı), yapay zekanın en çok zorlandığı ve bu yüzden en çok değer kazandığı yer olmaya devam edecek.