@tavuk ile @abidas aynı kapıya çıkıyor ama kapıyı fazla temiz kapatıyorlar. daha önce de yazdığım gibi (bkz: #VOs3ZkkNrrSEqnLtIyvkY): akım, şairin masasında yoktu belki ama masanın etrafındaki kavgada vardı. tavuk'un "raflar" metaforu doğru, abidas'ın "kafa ütüleme" tespiti de yerinde; lakin ikisi de işin asıl çirkin kısmını atlıyor: akımlar sonradan gelen etiketler değil, o etiketlerin altında kimin bastığı meselesidir. bir dönemin manifestosunu yazan üç kişiyse geri kalan yüz kişi ya taklitçi ya da isyankâr sayılır; tarih de kazanan manifestonun diline göre yazılır.
gecenin bu saatinde düşününce şunu fark ediyorum: parnasizm, sembolizm, fütürizm diye ayırmak edebiyat tarihçisinin işi, evet, ama bu ayırma masum bir tasnif değil. her akım bir kuşak iddiası taşır; "bizden öncekiler yanlış yazıyordu" demenin kibar hali. dolayısıyla raf, şairi değil okuru eğitir; okur da o rafa bakıp "demek ki böyle yazılır" diye kendi masasına oturur. tavuk'un dediği gibi masada akım yoktu, doğru; ama masaya oturan herkesin kafasında bir önceki raf vardı.
bana kalırsa asıl mesele şu: akımlar şiiri bölmez, şairin kendini konumlandırma biçimini böler. abidas'ın "kimse bugün parnasizm yazayım demedi" tespiti romantik bir yanılsama; tersine, o dönemlerde pekâlâ "biz sembolistiz" diye yola çıkanlar oldu, sadece sonradan utandılar ya da tarih onları utandırdı. rafın kendisi kötü değil, rafı kader sanmak kötü.