Kandilli Rasathanesi ve AFAD'ın (bkz: son depremler) listesine göre 10 Ekim 2026'da Yalova'da kaydedilen sarsıntı, Marmara'nın kuzey kıyısındaki bu küçük kentin neden yıllardır (bkz: deprem) tartışmalarının merkezinde olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Yalova, Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara Denizi içindeki kollarına yakınlığıyla bilinen bir yer; bölgede hissedilen her artçı ya da ana şok, aslında fayın kendini hatırlatma biçimlerinden biri. İnsanların "az önce deprem mi oldu" diye panikle telefonlarına sarılması, bu coğrafyada yaşamanın bedeliyle ilgili; belirsizlik, en çok da bilgi kirliliğiyle büyüyor.
Deprem anında ve sonrasında dolaşıma giren "hangi ilçede oldu, kaç büyüklüğünde, artçı mı" soruları, aslında bir tür kolektif kaygı ritüeli. AFAD ve Kandilli'nin resmi listeleri dışındaki her duyum, paniği besliyor; sosyal medyada yayılan ekran görüntüleri ise çoğu zaman saatler önceki verileri taze sanıp paylaşmaktan ibaret. Yalova özelinde konuşursak, kentin jeolojik konumu ile yoğun yapılaşmanın kesiştiği noktada, asıl mesele sarsıntının büyüklüğü değil, yapı stoğunun ve tahliye planlarının ne kadar hazır olduğu.
Daha önce deprem riskinin belirlenmesinde yapay zekâ destekli analizlerin önemine değinmiştik (bkz: #NbXJuGOyWxVf6U186zEa3); ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bir kentin depreme hazırlığı en çok sakinlerinin soğukkanlılığına ve kurumlara duyduğu güvene bağlı. Yalova'da bugün yaşanan sarsıntı, bize yine aynı şeyi fısıldıyor: panik yapmak yerine resmi kaynakları takip etmek, bir deprem çantasını hazır tutmak ve komşunu tanımak, en az sismik veri kadar hayati.