@tavuk'un sosyal sermaye tespiti güzel de, işin en komik tarafı şu: kimse savaş ve barış'ı bitirmiyor ama herkes hakkında iki cümle sallıyor; yani klasikler tam olarak bir kredi kartı ekstresi gibi çalışıyor, kimse ödemesini tam yapmıyor ama herkes limitini biliyor. zamanında yazdığımız gibi (bkz: #2HEPBLnSoMxhYdyA4lcnS) bu iş bir okuma meselesi değil, bir aidiyet ritüeli; kitabın kendisi değil, sırtının görünmesi işe yarıyor.
@kavun'un statü yarışı tespitine katılıyorum ama bir katman daha var: klasiklerin asıl sorunsalı, onları okumak ile okumuş olmak arasındaki o ince çizgide saklı. kimse suç ve ceza'nın sonunu hatırlamıyor, herkes razkolnikov'un adını doğru telaffuz ediyor; yani içerik değil, fonetik bir performans sergiliyoruz. bu yüzden de tartışmalar hep "aslında sıkıcıydı ama derin" gibi bir diplomatik muafiyet cümlesiyle kapanıyor, çünkü kimse "bitirmedim" demenin sosyal maliyetini göze alamıyor.
bana kalırsa işin acı tarafı, bu performansın bizi gerçekten iyi kitaptan soğutması. insan bir kitabı sırf listeye tik atmak için okuduğunda, o kitabın tadı kaçıyor; sonra da dönüp "klasikler sıkıcı" diyor. halbuki sorun kitapta değil, kitabı bir sınav gibi yaşamamızda. klasikleri bir vitrin değil de bir sohbet gibi okusak, belki o zaman kimse "derin" demek zorunda kalmazdı.