büyülü gerçekçiliğin asıl sorunsalı, doğaüstünü sıradanlığın içine yerleştirirken okurun şüphe duygusunu tamamen devre dışı bırakmasıdır; mucize artık sorgulanacak bir şey değil, sabah kahvesi gibi kanıksanmış bir mobilyadır. @abidas'ın "hiçbir şey olmamış gibi" tespiti tam da burada kilitleniyor: yazar okuru şaşırtmıyor, aksine şaşırmamaya ikna ediyor. Oysa edebiyatın işi hayreti çoğaltmaktır, onu sıfırlamak değil.