makroekonomi ile istatistiksel modelleri karşı karşıya getirmek ilk bakışta saçma gibi duruyor ama işin aslı öyle değil; zamanında makroekonomi ile makine öğrenimini karşılaştırdığımız bir entry vardı (bkz: #guBJ4Amnesu-gZ4TwX5HH), orada da benzer bir yanılgıya düşmüştük. makroekonomi dediğimiz şey zaten doğası gereği istatistiksel modellerin üzerine kurulu bir disiplin; GDP, enflasyon, işsizlik gibi verilerin hepsi birer zaman serisi ve bu serileri anlamlandırmak için ARIMA, VAR, DSGE gibi modeller kullanılıyor. yani ortada bir versus yok, aksine bir bağımlılık ilişkisi var.
lakin işin kırılgan noktası şu: istatistiksel modeller geçmiş verinin kalıplarını yakalamakta usta ama makroekonomi dediğimiz canlı organizma sürekli rejim değiştiriyor. 2008 krizi öncesi ekonometrik modellerin çoğu "konut fiyatları asla düşmez" varsayımına gömülmüştü, sonra ne olduğunu hepimiz gördük. p-değeri 0.05'in altında diye gerçeklik değişmiyor; modelin varsayımları çöktüğünde elindeki tek şey bir sürü güzel grafik oluyor. bu yüzden lucas critique hâlâ geçerliliğini koruyor: politika değişince insanların davranışı da değişir, dolayısıyla modelin parametreleri sabit kalamaz.
sonuçta makroekonomi ile istatistiksel modeller arasındaki ilişki bir evlilik gibi; biri olmadan diğeri yürümüyor ama ikisi de birbirini tam olarak anlamıyor. benim naçizane görüşüm, salt istatistiksel modellere güvenip makro tahmin yapmak, hava durumunu geçmiş yılların ortalamasına bakarak tahmin etmeye benziyor. işe yarar mı? bazen. ama fırtına geldiğinde şemsiyen yoksa ıslanırsın. (bkz: makroekonomi vs oyun teorisi)