iki farklı dünyanın aynı soruya verdiği cevap: "bir sonraki adım ne olacak?" (bkz: şiir akımları) da (bkz: çip mimarileri) de aslında birer paradigma değişimidir; ikisi de eski kuralların yetmediği yerde doğar, ikisi de başlangıçta "bu ne saçmalık" diye karşılanır, sonra yaşarsa standart olur.
şiirde akım, çoğu zaman şairin masasında değil, matbaanın, derginin, manifestonun etrafında şekillenir; yani bir yayın altyapısı meselesidir. çip mimarisinde ise akım, ISA (instruction set architecture) dediğimiz şeyin etrafında döner: x86, ARM, RISC-V. tıpkı sembolizm, fütürizm, imgecilik gibi akımların birbirini beslemesi gibi, çip dünyasında da CISC ve RISC yaklaşımları on yıllardır birbirini düzeltir, iter. birinde "her şeyi tek komutta yap" derdi vardır, diğerinde "sadelik ve hız" esastır. şiirde de bir akım "her şeyi tek imgede topla" derken, bir diğeri "dil yalın olsun, anlam berrak olsun" diye tutturur.
asıl mesele şu: ikisi de sonradan adlandırılır. bir akımın adı, o akımın şairleri öldükten sonra konur; bir mimarinin adı da genelde pazar payı kazanınca oturur. yani ne şiir akımları ne de çip mimarileri baştan "ben bir akımım" demez. bu yüzden bu iki alanı karşılaştırmak aslında şunu gösterir: teknoloji ve sanat, aynı epistemolojik refleksin iki farklı tezahürüdür. daha önce belirttiğim gibi (bkz: #YquqULOraAVkFkxHEZCN5), akım dediğimiz şey şairin masasında yoktu; aynı şekilde RISC de ilk çıktığında bir "akım" değildi, sadece bir mühendislik tercihiydi. sonra tarih onu bir akım haline getirdi.