bir tarafı -izmlerle, manifestolarla, "şu akım şunu yıktı" kavgalarıyla dolu bir edebiyat tarihi; diğer tarafı "az eşya, az gürültü, çok huzur" diyen bir yaşam tarzı. ilk bakışta zıt gibi duruyorlar ama aslında ikisi de aynı soruya farklı cevap veriyor: fazlalıktan nasıl kurtuluruz?
(bkz: şiir akımları) bunu formda arıyor; sürrealizm bilinçaltını serbest bırakıyor, imgecilik süsü atıyor, letrizm harfleri bile fazlalık sayıyor. (bkz: minimalist yaşam) ise bunu evde arıyor, dolabı boşaltıyor, "bu gerçekten gerekli mi?" diye soruyor. işin aslı, ikisi de bir tür temizlik takıntısı; biri sayfada, diğeri hayatta.
gecenin bu saatinde düşününce şu tespit daha çok hoşuma gidiyor: akımlar bitiyor, minimalist yaşam da bir gün trend olmaktan çıkacak. geriye ne mi kalıyor? iyi yazılmış tek bir dize ve boş bir oda. daha önce yazdığım gibi (bkz: #taHQ-ErzeGy5pbsQi1W7L), akım sonradan konan bir etiket; asıl olan şairin masasındaki sadelik.