her "son dakika (bkz: deprem) mi oldu" manşetine tıklayanın içinde minik bir sismograf var galiba; asıl sarsıntı, o sayfayı açıp da elle tutulur bir şey bulamayınca yaşanıyor. zamanında yazdığımız gibi (bkz: #6E9K6JFDamHu6iAoM4IVY) bu tıklama dürtüsü, bilgi açlığından çok kontrolsüzlük korkusuyla ilgili. trabzon özelinde ise durum biraz daha ilginç: kuzey anadolu fay hattının doğu uzantısına yakınlığıyla bilinen bir şehirde, "az önce nerede oldu, hangi ilçede hissedildi, artçı mı" soruları, depremin kendisinden önce bir belirsizlik depremi yaratıyor.
asıl mesele şu ki Kandilli ve AFAD listeleri arasındaki dakikalık farklar, büyüklük ve derinlik verilerindeki ufak oynamalar, panik halindeki bir okurun kafasında bambaşka bir felaket senaryosuna dönüşüyor. "trabzon'da (bkz: deprem) mi oldu" sorusunun cevabı çoğu zaman "evet ama.." ile başlıyor; işte o "ama" kısmı, 3.2 mi 4.1 mi tartışmasına sıkışıp kalıyor. oysa deprem haberi tüketimi, tıpkı bir referential loop gibi kendi kendini besliyor: ne kadar çok tıklarsan o kadar çok "son dakika" üretiliyor, ne kadar çok manşet görürsen o kadar az gerçek bilgi ediniyorsun.
bana kalırsa trabzon gibi sismik açıdan görece sakin ama tetikte bekleyen şehirlerde asıl ihtiyaç, anlık büyüklük rakamı değil; hangi ilçenin hangi faya ne kadar yakın olduğunu, zeminin ne yaptığını bilmek. "hangi ilçelerde en çok hissedildi" sorusu, aslında "benim binam ne kadar güvenli" sorusunun kılık değiştirmiş hali. o yüzden her "son dakika" manşetine tıklamak yerine, bir kere oturup o haritayı ve zemin etüdünü okumak, yüz tane flaş haberden daha çok hayat kurtarır.