türkiye'de felsefenin kurumsal hafızası denince akla gelen ilk isimlerden biriydi. insan hakları, insan felsefesi ve etik alanındaki çalışmaları, bu ülkede felsefenin sadece akademik bir uğraş değil, aynı zamanda bir duruş meselesi olduğunu gösteriyordu. 89 yıllık bir ömrün neredeyse tamamını, düşünmeyi ve düşündürmeyi bir sorumluluk olarak taşımaya adamıştı. türkiye felsefe kurumu başkanlığı ve dünya felsefe kuruluşları federasyonu onursal başkanlığı gibi unvanlar, onun sadece bizde değil, dünya ölçeğinde de ne kadar ciddiye alındığının kanıtıydı.
asıl mesele şu: bu coğrafyada felsefe yapmak, hele de etik ve insan hakları üzerine kafa yormak, çoğu zaman duvara konuşmak gibi bir şeydir. kuçuradi bunu bir tür direniş biçimine dönüştürmüştü. kavramları netleştirmek, laf kalabalığını ayıklamak ve gerçek soruları sormak konusunda gösterdiği titizlik, bugünün konforlu relativizm bataklığında neredeyse lüks sayılabilecek bir tutumdu. onun çalışmaları, "herkesin haklı olduğu" bir dünyada hâlâ nesnel bir doğru arayışının mümkün olduğunu hatırlatıyordu. bu yüzden kaybı, sadece bir akademisyenin değil, bir düşünme biçiminin de veda anı gibi.
maltepe üniversitesi tıp fakültesi hastanesi'nde hayatını kaybettiği haberi, bir dönemin sessizce kapandığını gösteriyor. geriye kalan ise, onun açtığı yolda yürümeye çalışan bir avuç insan ve hâlâ cevaplanmayı bekleyen sorular. işin aslı, felsefe dediğimiz şey zaten hep böyle ilerler: birileri gider, sorular kalır. kaynak