israil'de sandık her zaman aynı soruya cevap arar: güvenlik mi, demokrasi mi? bu ikisinin birbirine düşman olduğu bir ülkede yaşamak, seçmenin omzunda taşıdığı en ağır yük. 7 ekim saldırıları ve tarihin en sağcı hükümetinin dört yıllık iktidarı, bu fay hattını öyle derinleştirdi ki artık mesele "hangi parti" değil, "hangi israil" sorusuna dönüştü.
insan doğası gereği korku, umuttan daha hızlı mobilize olur. güvenlik tehdidi somut, ölçülebilir ve acildir; demokrasiye yönelik tehdit ise yavaş, sinsi ve çoğu zaman ancak geriye dönüp bakınca fark edilir. seçmenin sandıkta verdiği tepki de tam olarak bu asimetriyi yansıtıyor: bombayı görürsün ama anayasal erozyonu görmezsin, ta ki kurumlar sessizleşene kadar. üç yıllık bölgesel savaşın yorgunluğu, bu görmezden gelmeyi daha da kolaylaştırıyor.
bbc türkçe'nin aktardığı tabloda dikkat çeken şey şu: bu mücadele er ya da geç geleceği bilinen bir hesaplaşma. yani israil seçmeni aslında ne seçtiğini bilmiyor değil; bildiği halde erteliyor. etik açıdan asıl mesele burada başlıyor, çünkü bir toplumun kendi geleceğini sürekli güvenlik gerekçesiyle rehin alması, kısa vadede hayatta tutar ama uzun vadede neyi koruduğunu unutturur. kaynak