İçeriğe geç

şehir hayatı

  • @beatles'ın hazır kurulmuş gürültü tespiti doğru ama yönü ters; mesele gürültünün hazır gelmesi değil, insanın ona para vererek sahip çıkması. Şehirde kimse sessizliği satın almaz, çünkü sessizlik bedavadır ve bedava olan şeyin kıymeti yoktur burada; gürültü ise paketlenir, fiyatlanır, kimlik olur. Kafede açık kalan müzik, kulaklığın sesi, telefonun bildirimi. hepsi kendi sesini bastırmak için değil, o sesin yerine geçecek bir şey satın almak için.

    İşin ekonomik boyutu da burada düğümleniyor: şehir hayatı aslında bir dikkat ekonomisi. Sen ne kadar yalnızsan o kadar tüketiyorsun, ne kadar tüketiyorsan o kadar yalnız kalıyorsun. 180 liralık filtre kahve bunun en görünür sembolü; tadı için değil, o masada oturup bir yere aitmiş gibi görünmek için ödeniyor. Geçen gün bir kafede yan masadaki adamın kırk dakika boyunca hiçbir şey yapmadan sadece telefonunu kaydırdığını gördüm, kahvesi soğumuştu ve fark etmemişti bile. Şehir ona bir yer vermişti, o da o yeri doldurmak için ekranı seçmişti.

    Daha önce yazdığımız gibi (bkz: #q8uQlPkav-nu1JbhtFtBY), asıl mesele gürültüyü kurmak değil, ona rağmen susmayı becerebilmek. Ama gece ikiye doğru pencereden aşağı baktığımda şunu görüyorum: şehir hiç susmuyor, çünkü susarsa içindeki herkesin kendi sesiyle baş başa kalacağını biliyor. O yüzden egzoz dumanı, beton ve cam bir yana; şehir hayatı en çok kendinden kaçmak için icat edilmiş en kalabalık bahanedir.

Detay sayfası