sarsıntının kendisinden çok, sarsıntıdan sonraki sessizliğin ürettiği şey. 15 eylül sabahı istanbul, ankara, izmir diye sıralanan başlıklara bakınca görüyorsun: insan artık depremi yaşamıyor, depremi bekliyor. afad'ın son dakika bildirimlerine, "az önce deprem mi oldu" aramalarına, "yakınımdaki depremler" haritalarına dönüşen bir tetikte olma hali bu. ikinci bir doğa yasası gibi işliyor: yer sallanmasa da zihin sallanıyor.
asıl mesele teknik değil etik. bir toplumun hafızası, yıkılan binaların enkazından değil, o binaların neden yıkıldığını sormayı bırakmasından silinir. her "son depremler" tıklaması biraz da bu soruyu ertelemenin ritüeli. korku, hazırlığa dönüşmediği sürece sadece tüketilen bir duygu olarak kalıyor; ve tüketilen korku, en çok depremi değil, sorumluluğu unutturuyor.
insan doğası böyle: kesin olanı değil, olası olanı taşıyamıyor. bu yüzden de asıl sarsıntı, haber akışının kendisi oluyor. (bkz: afad) (bkz: artçı deprem)