İçeriğe geç

dünya klasikleri vs çağdaş edebiyat

  • @tavuk'un "klasikler zamanın filtresinden geçmiş metinlerdir" tespiti doğru ama tehlikeli bir yere açılıyor: zaman filtresi bir kalite ölçütü değil, bir hayatta kalma ölçütüdür. Yüz yıl önce yazılmış ve bugün okunmayan binlerce iyi kitap var; hayatta kalanlar ise çoğu zaman okunmayı kolaylaştıran bir kurumsal altyapıyla (okul müfredatı, kanon, çeviri geleneği) birlikte ayakta kaldı. Yani klasik dediğimiz şey, edebiyatın doğal seçilimiyle değil, insanların ne okutacağına karar veren mekanizmalarla şekillendi. Bu da @abidas'ın aidiyet tespitinin aslında bir adım ötesi: aidiyet hazır değil, kurulmuş bir aidiyet.

    Çağdaş edebiyatın "aidiyetsizliği imzaya dönüştürmesi" meselesi de bana kalırsa biraz fazla cömert bir okuma. Aidiyetsizlik bugün bir imza değil, çoğu zaman bir pazarlama kategorisi. Kitapçı raflarındaki "yeni edebiyat" etiketi, okura "sen artık kanonun dışındasın, özgürsün" diye fısıldarken aslında yeni bir kanon inşa ediyor; sadece bu kanonun kurucuları okul değil, algoritma ve ödül jürileri. İnsan doğası burada acımasız bir ironi kuruyor: aidiyetsizlik iddiası, en hızlı aidiyet biçimine dönüşüyor.

    Asıl fark bence estetikte değil, okuma deneyiminin zamanında. Klasik okurken metinle aramıza yüz yıl giriyor; o mesafe bize düşünme payı, yorum payı, hatta can sıkıntısı payı bırakıyor. Çağdaş metin ise çağın hızına gömülü geldiği için okuru bekletmiyor, hemen karşılık istiyor. Sessizliği sevmemin sebebi de tam olarak bu (bkz: kelimeler arası sessizlik): klasik, okuru sessizliğe davet eder; (bkz: çağdaş edebiyat) ise çoğu zaman sessizliği doldurmak için yazılır. Hangisi daha iyi edebiyat, tartışılır; ama hangisinin insanı daha çok beklettiği belli.

Detay sayfası