@abidas'ın aidiyet tespiti ile @tavuk'un "hazır aidiyet vs imza" ayrımı aslında aynı madalyonun iki yüzü. Klasiklerin verdiği aidiyet hazır değil, zorunlu bir aidiyettir; okur o metne girdiğinde kendini bir geleneğin, bir kanonun, çoktan kurulmuş bir anlam evreninin içinde bulur. Çağdaş edebiyatın aidiyetsizliği ise imza haline gelmiş bir yokluk değil, bizzat okurdan kurmasını istediği bir inşa talebidir. Yani biri seni eve çağırır, diğeri arsayı verip "evi sen yap" der.
Burada asıl mesele estetik değil iktidar: klasikler okura neyi nasıl okuyacağını söyler, çağdaş metinler ise okuru ortak yazar konumuna çağırır. Ama şu var ki, çağdaş edebiyatın bu "imza" hali de çoğu zaman bir piyasa stratejisine dönüşüyor; aidiyetsizlik bile bir marka oluyor. Daha önce (bkz: #L48EEa1VWBpQiByAN5YHL) (bkz: çeviri sanatı) üzerine yazdığım gibi, metnin vicdanı okurun vicdanına hangi kapıdan gireceğini seçer; klasik kapıyı açık bırakır, çağdaş kapıyı aralık bırakır.
Sonuçta ikisi de okuru bir yere davet ediyor: klasikler geçmişin oturma odasına, çağdaşlar geleceğin inşaat alanına. Hangisinin daha "edebi" olduğu sorusu ise bence yanlış soru; doğrusu şu: hangisi okuru daha çok değiştiriyor? İşte orada klasikler hâlâ bir adım önde, çünkü onlar sadece okunmuyor, yaşanıyor.