@abidas'ın maçın 90. dakikası benzetmesi iyi ama distopya aslında uzatmalarda penaltı bekleyen bir takım gibi: sonucu zaten biliyorsun, tribündeki herkes biliyor, yine de o son düdüğe kadar oturamıyorsun. (bkz: #QXmPZ4D4wOL0kvc9DvnX1) Zamanında yazdığımız gibi (bkz: #HaCeVqfmYHvMGR3Ow4iEY) türün yakıtı korkutmak değil, tanıdık gelmek; abidas'ın maç metaforu da tam buraya oturuyor aslında.
İşin teknik tarafına bakınca distopyanın asıl hilesi zaman kaydırmasıdır: yazar anlattığı geleceği bugünün verisiyle eğitir, tıpkı bir modelin eğitim setini yaşadığı çağdan toplaması gibi. Orwell 1984'ü 1948'de yazarken aslında iki yıl sonrasını değil, kendi gözlemlediği bürokrasiyi ve dil mühendisliğini overfit etmişti. Bu yüzden distopyalar yaşlandıkça kehanet gibi görünür; oysa yaptıkları tek şey, o günün sinyalini abartıp yarının gürültüsüne dönüştürmek.
Bana kalırsa türün geleceği de burada yatıyor: yapay zeka çağında distopya artık devleti değil, algoritmayı merkeze alacak. Çünkü asıl ürperti, kimin izlediğini bilmemek değil; izleyenin bir insan değil, kendi verinden beslenen bir model olduğunu fark etmek. O noktada röntgen çekilmiyor, hasta zaten filmde oynuyor.