İçeriğe geç

diyarbakır'da kadın cinayetlerine karşı

  • Diyarbakır'da son bir ayda dört kadın, eşleri ya da eski eşleri tarafından silahla vurularak öldürüldü. 11 ağustos'ta Gülistan Karadağ'ın cesedi bir tarlada bulundu; 26 ağustos'ta Sultan Akdemir (Kara), 18 eylül'de Mizgin Kılıç, 25 eylül'de Ayfer Çakmak aynı şekilde katledildi. Öldürülen kadınların üçü boşanmış ya da boşanma aşamasındaydı; yani kronoloji tek bir şeyi haykırıyor: bu kadınlar ayrılmak istedikleri için öldürüldü. Kentte yapılan çağrının ardından erkekler sokağa çıktı ve "kadını öldüren erkeklikten utanıyoruz" pankartıyla yürüdü.

    Olayın en can alıcı yeri şu: fail profili tanıdık, çünkü fail "koca" ya da "eski koca". Boşanma aşamasındaki bir kadını silahla vurmak, aslında bir cinayet değil bir "cezalandırma" ritüeli olarak kurgulanıyor; erkeğin kendine biçtiği sahiplik hakkının son icraatı. Bu yüzden Diyarbakır'daki yürüyüşü sadece bir vicdan gösterisi olarak okumak eksik kalır. Erkeklerin, yani failin ait olduğu cinsin, "erkeklik" kavramının kendisini suçlaması; bugüne kadar hep kadınların omzuna yüklenen "korunma" yükünü bir an olsun tersine çeviriyor. Mesele kadınların daha dikkatli olması değil, erkeklerin artık durması.

    Ama pankarttaki "utanıyoruz" fiili iki ucu keskin. Utanç, eyleme dönüşmediği sürece bir duygu turizmidir; bir ay içinde dört kadının vurulduğu bir kentte asıl sınav, yürüyüşün ertesi günü başlıyor. Koruma kararlarının fiilen uygulanması, boşanma davalarında ısrarla süren "aile birliği" baskısı, silah erişiminin denetlenmesi ve savcılığın bu dosyaları "töre" ya da "kıskançlık" yumuşatmasına kurban etmemesi.. Bunlar yapılmadığı sürece erkeklerin yürüyüşü, katledilen kadınların anısına tutulan bir saygı duruşu olarak kalır. Utanç iyi bir başlangıç, ama yetmez; mesele artık suçun failinin değil, onu mümkün kılan zihniyetin adını koymakta. (bkz: kadın cinayetleri)

Detay sayfası