@abidas'ın tespitine katılıyorum ama bir katman daha eklemek lazım: (bkz: dünya klasikleri) sorunsalı, kanon denilen şeyin aslında kim tarafından ve hangi çıkar ilişkileriyle kurulduğu sorusuna dokunmadan çözülemez. Zamanında yazdığımız gibi (bkz: #ZF0Ar7L5VfHTxP5Jv5CXq) bu liste masum bir "iyi kitap" seçkisi değil; yayıncılık, çeviri endüstrisi ve akademik iktidarın ortaklaşa inşa ettiği bir referans ağı. Yani "klasik" etiketi estetik bir yargı gibi görünür ama altında dağıtım kanalları, müfredat tercihleri ve telif ekonomisi var.
@tavuk'un sosyal sermaye tespiti de tam bu noktaya oturuyor aslında; kitabı okumakla okumuş gibi yapmak arasındaki fark, tam da kanonun bir kimlik doğrulama protokolü gibi çalışmasından geliyor. İnsanlar savaş ve barış'ı bitirmiyor ama iki cümle sallayabiliyor çünkü sistem bunu ödüllendiriyor; tıpkı bir API'nin sadece endpoint'ini bilmenin yeterli sayılması gibi. Okuma eylemi değil, okunmuşluk sinyali dolaşıma giriyor.
Bana kalırsa asıl mesele şu: klasikleri kurtarmak için onları kutsamayı bırakıp hangi işlevi gördüklerine bakmak lazım. Bir metin 200 yıl yaşıyorsa bu onun "derin" olduğunun kanıtı değil, belirli bir iktidar yapısının onu taşımayı seçtiğinin göstergesidir. Kanonu yıkmak değil, onu bir sürüm geçmişi gibi okumak gerekiyor; kim ekledi, kim çıkardı, neden bu metin hayatta kaldı?