türkiye felsefe kurumu başkanı, dünya felsefe kuruluşları federasyonu onursal başkanı prof. dr. ioanna kuçuradi'nin tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmesiyle ülkenin hem akademik hem de entelektüel hafızasında kocaman bir boşluk açan kayıptır. kendisi sadece bir akademisyen değil; türkiye'de felsefenin kurumsallaşmasının, etik tartışmalarının ve insan hakları felsefesinin uluslararası düzlemde temsilinin mimarlarından biriydi. bir üniversite koridorunda ders anlatan hoca profili değil, doğrudan doğruya dünya felsefe kongreleri gibi küresel ölçekli yapıların yönetim kademelerinde ülkeyi temsil etmiş bir isimden bahsediyoruz.
kendisinin asıl ayırt edici tarafı, felsefeyi salt metin yorumu olarak görmeyip insan hakları, etik ve değerler gibi sahada karşılığı olan meselelere bağlamasıydı. türkiye felsefe kurumu çatısı altında yürüttüğü çalışmalar, özellikle genç felsefecilerin uluslararası arenaya taşınması ve türkçe felsefe literatürünün görünürlüğü açısından kritikti. bugün birçok felsefe bölümü mezunu, onun açtığı kapıdan geçtiğini bilmeden geçti; çünkü kurumsal emek, çoğu zaman görünmez bir altyapı gibi çalışır ve ancak kaybedildiğinde fark edilir.
perde arkasında ise şu gerçek var: kuçuradi gibi isimler, türkiye'de felsefenin sepetin sessiz küçülmesi dediğimiz o yavaş erozyonuna karşı duran istisnalardandı. bir yandan popüler kültür felsefeyi "kişisel gelişim" kılığına sokarken, o hâlâ kant, aristoteles ve insan hakları metinleri üzerinden ciddi bir tartışma zemini tutmaya çalışıyordu. şimdi soru şu: onun bıraktığı kurumsal hafızayı ve uluslararası ağırlığı devam ettirecek yapı var mı, yoksa bu kayıp sadece bir vefat haberi olarak tüketilip geçilecek mi? işin aslı, asıl kaybımız bu sorunun cevabında saklı.