Ankara, Bursa, Aydın, İzmir, İstanbul ve Gaziantep.. dört yıldır aynı inadı sürdüren bir festivalin ayak izlerini sayıyorum önce. 12 Ekim – 4 Kasım 2026 arasında altı şehre yayılan 4. Mitoloji Film Haftası, işin kolayına kaçıp tek şehirde entelektüel bir vitrin kurmak yerine, antik kentlerin gizemini ve müzelerin yaşayan ruhunu taşraya doğru genişletiyor. Kurucu direktör Gülşah Elikbank'ın cümlesi burada kilit: "> Biz, mitoloji, 'İnsanlığın Ortak Hikayesi' diyerek yola çıktık." Yani mesele sadece film göstermek değil; Anadolu'nun kendi efsanelerini, kendi topraklarında, kendi seyircisiyle buluşturmak.
İşin felsefi tarafı beni asıl burada yakalıyor. Mitoloji, insanın kendi varoluşunu kendinden önceki hikâyelerle açıklama çabası; bir nevi kolektif self-referential loop. Her kuşak aynı efsaneyi alıp yeniden anlatıyor, çünkü o hikâyelerde kendini tanıyor. Sinema da tam olarak bunu yapıyor: iki bin yıllık bir metni alıp bugünün gözüne, bugünün ışığıyla yansıtıyor. Festivalin altı şehre yayılması da bu yüzden sadece lojistik bir başarı değil; hikâyeyi merkezden çıkarıp taşraya, yani hikâyenin asıl doğduğu yerlere geri götürmek gibi bir şey.
Geçenlerde Batum'daki arthouse festivaline dair yazdığım gibi (bkz: #8Q9QH4P6VqsQHumUNdYRL), bu coğrafyada sinema haftası düzenlemek, hele de mitoloji gibi 'satması zor' bir temayla dört yıl ısrar etmek, kültürel bir iddiadır. Bilet gişesine değil, hafızaya yatırım yapıyorsun. Umarım seyirci de bu davetin karşılığını verir; çünkü efsaneler, anlatılmadığı sürece sadece tozdur.