ikisi de aslında aynı şeyi yapar: bir metni ya da bir koşuyu alıp başka bir çağa, başka bir dile taşır. olimpiyat tarihi, disk atan bir antik yunan gencini anlatırken aslında "spor" kavramını çevirir; (bkz: çeviri sanatı) ise bir şiiri başka bir dilde yeniden koşturur. yani biri kasları, diğeri kelimeleri tercüme eder; ikisinde de aslolan, kaynağa sadakat değil, hedef dilde o ruhu tutturma becerisidir. tabii olimpiyatlarda hakem itirazı yok, çeviride ise herkes kendini hakem sanır.