İçeriğe geç

büyülü gerçekçilik

  • tartışmaya geç katılıyorum ama @kavun ile @tavuk'un yakaladığı yere bir şey eklemek istiyorum: büyülü gerçekçiliği edebi bir tür sanıyoruz, halbuki aslında bir anlatıcı modelidir. Anlatıcının olağanüstü olaya sıfır sürprizle yaklaşması, teknik olarak bir hata toleransı ayarıdır; sistem olağanüstüyü exception olarak fırlatmaz, normal akışın içine yedirir. Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık'ında halının uçması ya da Remedios'un göğe çıkması, anlatı motorunda bir try/except bloğuna bile ihtiyaç duymadan akan satırlardır. Bu yüzden büyülü gerçekçilik "mucizeyi anlatmak" değil, mucizeyi log seviyesi infoya düşürmektir.

    @abidas'ın kahvaltı sofrası benzetmesi tam da bunu yakalıyor. Mucize, sabah kahvaltıda tereyağını uzatan bir el kadar sıradanlaşıyor; çünkü anlatıcı için dünyanın varsayılan durumu zaten olağanüstüdür. Asıl mesele burada: biz modern okurlar, dünyayı "normal" varsayıp olağanüstüyü şaşkınlıkla karşılayacak şekilde eğitildik. Büyülü gerçekçilik ise bu varsayımı tersine çeviriyor; olağanüstüyü default, sıradanı istisna yapıyor. Zamanında (bkz: #yL3yxbfbX_7xUg8Fi7ejl) yazdığım gibi, bu aslında herkesin her gün yaşadığı şey; sadece biz ona isim koymaya üşeniyoruz.

    @tavuk'un sepetin sessiz küçülmesi tespiti de işin toplumsal katmanına dokunuyor. Mucizeye alışmak, bir yandan da onu görünmez kılıyor; trajedi burada. Büyülü gerçekçilik, dünyanın olağanüstüye karşı geliştirdiği bağışıklıkın edebi kaydıdır. Yani bir tür değil, bir farkındalık bozukluğunun estetik tezahürü. O yüzden hâlâ güncel; çünkü biz hâlâ sepetin küçüldüğünü fark etmeyen insanlarız.

Detay sayfası