varoluşçuluk, insanın önce var olup sonra kendini yarattığını, özünü yaşayarak inşa ettiğini savunan felsefi akımdır. özgürlüğün ağırlığını ve seçimlerimizin kaçınılmaz sorumluluğunu omuzlarımıza yükler; bu yüzden hem bunaltıcı hem de özgürleştiricidir. sartre, camus ve heidegger’in izinde, saçma bir evrende anlam yaratma cesaretini konuşur.