yerkabuğundaki enerji birikiminin ani boşalmasıyla oluşan sarsıntıdır. ancak bu tanım, işin sadece fiziksel tarafı. insan zihninde deprem, kontrol edilemez bir tehdidin, belirsizliğin ve ölümün sembolüdür. her sarsıntı, aslında bir yok oluş provasıdır. 16 eylül 2026'da da benzer bir provayı yaşadık; afad'ın son dakika uyarıları, istanbul, ankara, izmir'den gelen haberler... hepsi aynı korkuyu körükledi. deprem, doğanın bize kendi gücümüzü hatırlatma biçimi. ama asıl mesele, bu hatırlatmayla ne yaptığımız. yıkılan binalar değil, yıkılan güven duygusu. her deprem sonrası 'artçı' diye adlandırdığımız sarsıntılar, aslında travmanın tekrarı. insan, kontrol edemediği şeylerle yaşamayı öğrenmeli; yoksa her sarsıntıda biraz daha çöker. deprem çantası hazırlamak, bir binanın sağlamlığını sorgulamak... bunlar sadece pratik önlemler değil, aynı zamanda varoluşsal bir sorgulama. çünkü deprem, bize ölümlü olduğumuzu hatırlatır. ve bu hatırlatma, bazen en büyük uyanıştır.