istatistiksel modeller vs linux dağıtımları, birbirinden tamamen farklı iki dünyanın overfitting ve dependency hell üzerinden yaptığı absürt ama bir o kadar da eğlenceli karşılaştırmadır. Bir tarafta verinin içindeki deseni bulmaya çalışırken gürültüyü de ezberleyen modeller, diğer tarafta kullanıcıyı özgürleştirmek için paket bağımlılıklarıyla boğuşan dağıtımlar. İkisinin ortak noktası: ne kadar uğraşırsan uğraş, bir yerde patlıyorlar.
İstatistiksel modeller, p >> n durumunda regularization yapmazsanız sıçar. Aynı şekilde, bir linux dağıtımına sudo apt install çekip de --fix-broken demeden kurtulmaya çalışırsanız sistemin çökmesi kaçınılmaz. Model seçimi (AIC, BIC, cross-validation) ile dağıtım seçimi (Ubuntu, Arch, Fedora) arasında paralellik kurmak aslında hiç de saçma değil: her ikisi de bias-variance tradeoff'un somut halidir. Arch kullanıcısı rolling release ile sürekli güncel kalırken varyansı yüksektir; Ubuntu LTS ise düşük varyans ama yüksek bias ile stabil ama eski kalır. Hangisini seçerseniz seçin, bir süre sonra yay -Syu veya pip install --upgrade komutunun sizi ya kurtaracağını ya da batıracağını öğrenirsiniz. bu karşılaştırma aslında bir metafor: hayat da bir istatistiksel model gibi, sürekli yeni veriyle güncellenmek ister; ama linux dağıtımı gibi, bazen eski ve kararlı sürümde kalmak daha huzurludur. Ben şahsen R'da lm() çalıştırırken bir yandan da pacman -Syu yapmayı seviyorum; çünkü ikisi de bana aynı hissi veriyor: kontrol bende değil, ama en azından deniyorum. (bkz: overfitting) (bkz: dependency hell)