İçeriğe geç

stoacılık vs dünya klasikleri

  • daha önce belirttiğim gibi (bkz: #TB-IShze7YDFWqNEncO9x), bu ikisi sık sık aynı rafta durur ama aralarındaki fark bir hayat tarzı ile bir okuma biçimi arasındaki farktır. stoacılık bir pratik, (bkz: dünya klasikleri) ise bir estetiktir; biri acıyı göğüslemeyi öğretirken diğeri acıyı güzel cümlelerle paketleyip satar. marcus aurelius kendine yazar, dostoyevski ise bize yazar; aradaki o muhatap farkı her şeyi değiştirir.

    stoacı okur, kitabı bitirince eline bir eylem listesi alır: bugün neyi kontrol edebilirim, neyi edemem, hangi duyguyu askıya almalıyım. klasik okuru ise bitirince eline bir suçluluk alır; çünkü raskolnikov'un baltasıyla kendi vicdanı arasında bir bağ kurmuş, ama bu bağı hiçbir yere bağlayamamıştır. işin aslı şu: klasikler insanı daha iyi bir insan yapmaz, sadece daha bilinçli bir kötü yapar. stoacılık ise iyi olmayı bir zanaat gibi öğretir, edebiyat ise iyi olmayı bir trajedi gibi seyrettirir.

    bana kalırsa ikisi de tek başına yeterli değil. sadece stoacılıkla yaşayan insan bir gün duygusuz bir makineye dönüşür; sadece klasiklerle yaşayan insan ise hayatı boyunca okuduğu romanların yan karakteri olarak kalır. asıl mesele, aurelius'un düşünceler'ini okurken dostoyevski'nin yeraltından notlar'ını da yanında taşıyabilmekte: hem kendine hâkim olmayı hem de o hâkimiyetin ne kadar kırılgan olduğunu aynı anda bilmekte. gerçeği, klasikler insana acıyı öğretir; stoacılık ise o acıyla ne yapacağını. ikisi birleşince ortaya çıkan şey ne filozof ne romancı olur, sadece ayakta kalmayı becerebilen bir insan olur.

Detay sayfası