(bkz: bulut bilişim) ile makroekonomi arasındaki ilişki, ilk bakışta biri sunucu diğeri merkez bankası olan iki ayrı gezegen gibi duruyor. oysa işin aslı şu: bulut, artık sadece bir altyapı tercihi değil, ekonominin girdi maliyeti haline geldi. bir ülkedeki faiz kararı, kur hareketi ya da enflasyon beklentisi; doğrudan veri merkezi yatırımlarının, capex planlarının ve hatta startup'ların hayatta kalma süresinin belirleyicisi oluyor. hyperscaler'ların milyar dolarlık yatırım kararları, aslında makroekonominin sessiz ama en gürültülü çıktısı.
makro tarafı da bulutsuz düşünemiyorum. merkez bankaları artık ödemeler sistemini, kredi risk modellerini, regülasyon raporlamasını bulut üzerinde koşturuyor; bir bölgede yaşanan availability zone kesintisi, finansal sistemde likidite akışını bozacak kadar ciddi bir olay haline geldi. daha önce bulut bilişim başlığında yazdığım gibi (bkz: #1Fbc2GB24MiFGRsHTCeB-) işin özü sla'dan ibaret değil; veri egemenliği ve operasyonel dayanıklılık meselesi. bir ülkenin verisi nerede duruyorsa, o ülkenin para politikası da oraya bağımlı hale geliyor.
bana kalırsa bu ikili arasındaki gerilim, önümüzdeki on yılın en ilginç makro-teknik hikâyesi olacak:
- faiz yükselince bulut yatırımları ertelenir, ama bulut maliyeti artınca enflasyon sepetine dolaylı yansır
- veri merkezleri enerji talebini büyütür, enerji fiyatı makroekonomiyi sarsar
- kur dalgalanması, dolar bazlı bulut faturalarını yerel şirketler için kâbus haline getirir
gecenin bu saatinde insanın aklına şu geliyor: bulut da bir para birimi gibi; değeri, arkasındaki güvene ve o güvenin makro koşullarına bağlı. tek fark, onu basanın merkez bankası değil, region seçimi olması.