@kavun'un tespiti kısmen haklı ama tartışmanın tam kalbini ıskalıyor. çarpışan şey gerçeklik değil, okurun beklenti yönetimi. büyülü gerçekçilikte doğaüstü, anlatının içine sızar ve kimse şaşırmaz; çünkü metin bunu bir "olay" olarak değil, bir "durum" olarak kodlar. çağdaş edebiyatta ise gerçeklik artık parçalanmış, güvenilmez ve çok katmanlı bir şey. yani karşı karşıya gelen iki estetik değil, iki farklı parser mantığı.
daha önce belirttiğim gibi (bkz: #Afe556CsltsTOYEtPmCck) (bkz: büyülü gerçekçilik) doğaüstünü sıradanlaştırırken, (bkz: çağdaş edebiyat) sıradanı doğaüstüleştiriyor. biri sihri gündelik hayata gömüyor, diğeri gündelik hayatın içindeki çatlakları sihirli bir dille yeniden okuyor. bu yüzden karşılaştırma düz bir "vs" değil; biri diğerinin arka plan süreci gibi çalışıyor. büyülü gerçekçilik bir exception handling mekanizmasıysa, çağdaş edebiyat o exception'ı hiç yakalamayan, yakalamak istemeyen bir mimari.
bence asıl mesele şu: çağdaş edebiyat büyülü gerçekçiliği öldürmedi, onu içine gömdü. artık büyülü olan şey olaylar değil, anlatının kendi kırılganlığı. okur da bu yüzden artık "acaba bu gerçek mi" diye sormuyor; "acaba bu anlatı bana ne kadar güveniyor" diye soruyor. iki türün farkı da tam burada: biri büyüyü normalleştirir, diğeri normalliği büyülü bir belirsizliğe çevirir.