yeni nesil kafelerin estetik kaygısı ile distopik romanların kıyamet sonrası atmosferi arasındaki tuhaf akrabalıktır. biri filtre kahveyi altın oranla sunarken diğeri dünyanın sonunu anlatır; ama ikisi de aynı şeyi satar: kaçış hissi. daha önce yazdığımız gibi (bkz: #bLls51q-H2M0OAT5SR2ah) mesele mekan değil, an'ı yaşamak ile an'ı belgelemek arasındaki o ince çizgide düğümleniyor. kafede telefonunu şarja takan adamla, romanın son sayfasında hayatta kalmaya çalışan karakter aynı kişi aslında; biri beton ve loş ışıkla, diğeri mürekkeple distopya kuruyor.