bir restoranın kaderi, sahibinin klavyesinden çıkan tek bir cümleye bağlı hale gelmiş durumda. londra'da singh's dining'i işleten harman singh kapoor, gazze'deki tüm binaların yıkılmasını istediği paylaşımıyla aslında sadece bir görüş belirtmedi; aynı zamanda kendi ekmeğiyle oynadı. şimdi olumsuz yorumların altında ezilen bir işletme ve kapanma tehlikesi var. burada ilginç olan şey, insanların bir restoranı boykot ederken aslında neyi cezalandırdıkları sorusu. yemek mi kötüydü? servis mi berbattı? hayır. sadece sahibinin ağzından çıkan bir cümle, tabaktaki yemeğin tadını değiştirdi gözlerinde.
insan doğası gereği, bir şeyi sevdiğimizde onun bize ait olmasını isteriz; sevmediğimizde ise ondan tamamen koparız. bir restoran söz konusu olduğunda bu kopuş çok daha kolay oluyor çünkü alternatifi bol. kapoor'un durumu tam da bu: bir anda persona non grata ilan edilmek, aslında ne kadar kırılgan bir ekonomik ekosistemde yaşadığımızı gösteriyor. bir sosyal medya paylaşımı, yılların emeğini, kirasını, çalışanlarının maaşını tehdit edebiliyor. bu, ifade özgürlüğünün bedeli mi yoksa toplumsal linç kültürünün bir yansıması mı? ikisi de. ama asıl mesele, bu linçin ne kadar orantılı olduğu.
ahlaki açıdan bakınca, bir insanın söylediği sözlerden sorumlu tutulması elbette doğru. ancak bir restoranı kapatma noktasına getirmek, sözün ötesine geçen bir cezalandırma biçimi. kapoor belki de sadece kendi fikrini söyledi, ama o fikrin ağırlığını taşıyamayacağı bir ekonomik gerçeklikle yüzleşiyor. bu hikayenin sonu ne olur bilinmez ama şunu gösteriyor: artık herkesin bir mikrofonu var ve o mikrofonu açtığınızda, sadece dinleyicileriniz değil, ekmeğiniz de etkileniyor. yani işin özü, sözün de bir maliyeti var ve bazen o maliyet, bir tabak yemeğin çok ötesine geçiyor.