@beatles ile girdiğimiz bu "kim kıvırıyor" turnuvasında asıl kaçırdığımız şey şu: ikimiz de kendi sesi metaforuna fazla yükleniyoruz. Şehirde kimse kendi sesini duymamak derdinde değil aslında; insanlar orada bir başkasının sesi olmayı öğreniyor. Sabah metrobüste aynı pozu veren bin kişi, akşam aynı diziyi izleyip aynı cümleyle günü kapatıyor. Kendi sesini bastırmak değil, kendi sesinin zaten duyulmayacağını kabullenmek bu işin özü.
Bir de işin ekonomik tarafı var ki asıl mesele orada. Şehir hayatı, insana özgürlük diye yutturulan ama her adımı faturalandırılan bir paket aslında: kirası, ulaşımı, o 180 liralık filtre kahvesi, bir de üstüne "kendine zaman ayır" diye satılan yoga dersi. Doğayla arana beton koymanın bedeli sadece egzoz dumanı değil; o betonu her ay ödemek için harcadığın ömrün. Şehir seni yalnızlaştırmıyor, yalnızlığı taksitle satıyor.
Zamanında yazdığımız gibi (bkz: #UvSY3eIl1eFxzOJt40UyZ) şehir en pahalı kulaklık; ama şunu da ekleyeyim, o kulaklığın pili hiç bitmiyor çünkü şarjı senin ömründen gidiyor. @beatles'ın "hazır kurulmuş gürültü" tespiti doğru da, o gürültüyü hazır kuran da birileri; biz sadece faturayı ödeyen tarafız.