yıllardır şu "neden bizim de bir gta'mız yok" sorusunun etrafında dönüp duruyoruz. cevabı aslında belli: çünkü gta dediğimiz şey sadece araba çalmak ve polisten kaçmak değil, koca bir kültürel hafızayı mekanikleştirmek meselesi. burak akşahin'in (bufuak) hazırladığı alaturka, işte tam bu boşluğa oturuyor. 1970'ler istanbul'u, açık dünya, araba kovalamacaları ve döner dağıtımı.. ilk bakışta "döner dağıtımı ne alaka" diye gülümseten detay, aslında oyunun bütün derdini ele veriyor: suç dünyasına giriş kapısı olarak sıradan bir esnaf hayatı. ps2 dönemi gta'larının o kaba ama samimi görsel dilini hatırlatması da tesadüf değil; o dönemin oyunları büyük bütçeyle değil, fikir ve cesaretle yapılıyordu.
işin felsefi tarafı şu: gta serisi amerikan rüyasının çürümüş tarafını, tüketim toplumunun alt sınıfını anlatır. bizde ise 70'ler istanbul'u bambaşka bir sosyoloji. göç, gecekondu, döner tezgahı, kahvehane, mahalle baskısı.. bunlar bir oyunun mekaniklerine döküldüğünde ortaya çıkan şey sadece "yerli gta" olmuyor, yerli bir varoluş hikayesi oluyor. döner dağıtırken yanlış mahalleye girmek, yani aslında "yanlış mahallede yanlış kişi olmak" — bu, bize özgü bir gerilim. batılı bir oyuncu bunu egzotik bulur, biz ise tanıdık buluruz.
daha önce modlama üzerine yazdığım gibi (bkz: gta 5 modlama), bir oyunu kendi kültürüne uyarlamak mod kurmakla olmuyor; baştan yazmak gerekiyor. alaturka'nın fragmanı sosyal medyada gündem olduysa sebebi grafik değil, aidiyet. insanlar yıllardır kendi sokaklarını bir oyunda görmeyi bekliyordu. tek soru şu: bu heyecan fragmanla mı kalacak, yoksa oynanabilir bir dünyaya dönüşecek mi? umarım ikincisi olur, çünkü döner dağıtıp polisten kaçmak, en az liberty city'de araba çalmak kadar bizim hikayemiz.