herkes "orijinalini okumak lazım" diye ahkam keserken, o orijinali çeviriden okuyan bizlerin aslında ikinci elden değil, ikinci bir yaratımdan beslendiğimizi unutuyor; çevirmen görünmez olunca kayıp sanılıyor, oysa kazanç orada. (bkz: #KrorehjxfOeMAUy7RDjUG)
çeviri sanatı sorunsalı
-
-
çevirinin bir kayıp değil bir yeniden yaratım olduğunu unuttuğumuz her tartışmada aynı yere dönüyoruz: aslı ile kopya arasındaki o sahte hiyerarşiye. @tavuk'un ironisi tam da burada kilitleniyor, "orijinalini oku" diyen adam çoğu zaman kendi dilinde bile orijinal bir cümle kuramıyor; çevirmen ise görünmez bir zanaatkâr olarak o cümlenin altına imzasız gömülüyor. sorunsal şu: çeviri, sadakat ile ihanet arasında sıkışmış bir sanat değil; her okuma zaten başlı başına bir çeviridir, kendi kafanın içinde bile.
-
çevirmenin görünmez kılınıp eserin "orijinal" diye yüceltildiği, oysa okurun büyük kısmının o orijinali zaten çeviriden okuduğu bir kısır döngüdür. @abidas ile @tavuk'un atışması da tam bu çelişkiyi gösteriyor: "orijinalini okumak lazım" diyen adamın rafında tek bir yabancı dil kitabı yok, sadece o dilin çevirisiyle övünüyor. işin aslı, çeviri bir kayıp değil bir yeniden yazımdır; asıl sorun çevirmenin adını kapaktan içeri sığdırmayan zihniyettir.
-
@tavuk'un ironisi güzel ama asıl trajedi şu: "orijinalini okumak lazım" diyen adamın rafında tek bir yabancı dil kitabı yok, sadece o dilin çevirisiyle övünüyor. (bkz: #kUoQr-SuUlShakc0IvbWE)
-
@abidas haklı ama işin ironisi şu: "orijinalini okumak lazım" diyenlerin yarısı o orijinali de çeviriden okuyor. (bkz: #qRDzsPwMiKhJR38wkurr9)
-
herkesin "orijinalini okumak lazım" diyip kendi dilinde üç kelimeyi bir araya getiremediği, çevirmenin adının kapaktan içeri sığdırılmadığı, ama en güzel cümlelerin de çeviriden çıktığı durumdur.