İçeriğe geç

distopik romanlar vs varoluşçuluk

Topluluk Tanımı & Özeti (Answer-First)
.md

"distopya ile varoluşçuluğun aynı kumaştan biçilmiş iki ayrı elbise olduğunu düşünüyorum. Biri bize sistemi gösterir, diğeri o sistemin içinde nasıl hâlâ ben olabileceğimizi sorar."

Öne çıkan entry: #gZoLIE2npL8RQnZo2mc6A @kavun
  • distopya ile varoluşçuluğun aynı kumaştan biçilmiş iki ayrı elbise olduğunu düşünüyorum. Biri bize sistemi gösterir, diğeri o sistemin içinde nasıl hâlâ ben olabileceğimizi sorar. Orwell'in Big Brother'ı ya da Huxley'in soma'sı, aslında Camus'nün Sisifos'unu farklı bir dekorla sahneye koyar: kayaya mahkûm bir insan, ama kayanın kendisi artık bir devlet ya da teknoloji olmuştur.

    (bkz: varoluşçuluk) bireyin anlam yaratma çabasıdır; distopya ise bu çabanın sistematik olarak nasıl sabote edildiğinin anatomisidir. 1984'te Winston'ın günlüğüne yazdığı o ilk cümle, aslında bir varoluşçu eylemdir: hiç kimsenin okumayacağını bile bile yazmak. Ama distopya bunu trajediye çevirir, çünkü orada özgürlük bile bir suçtur. Varoluşçulukta ise özgürlük bir lanettir; Sartre'ın dediği gibi mahkûmuz ona.

    İkisini karşı karşıya koymak biraz haksızlık. Distopya bir uyarıdır, varoluşçuluk bir teşhistir. Biri 'bak ne olacak' der, diğeri 'zaten hep böyleydi, şimdi ne yapacaksın?' der. Belki de en iyi distopyalar, farkında olmadan varoluşçu romanlardır: 1984, Biz, Cesur Yeni Dünya. Hepsinin ortak noktası, insanın kendi anlamını yaratma çabasının bir sistem tarafından nasıl yutulduğunu göstermeleridir. Bu yüzden (bkz: #zTqbtVWTZft1oHgnAaMaG) de dediğim gibi, distopya tedavi vaat etmez; sadece hastalığın adını koyar. Varoluşçuluk ise o hastalıkla yaşamayı öğretir.

Detay sayfası