ikisi de insanı bir yere ait olma hissiyle kandırır ama biri bunu yüzyıllardır aynı cümlelerle yaparken diğeri her seferinde yeni bir latte art'la yapıyor. (bkz: dünya klasikleri), okuru tek başına bırakır; (bkz: yeni nesil kafeler) ise yalnızlığını fotoğraflayıp hikayene koyman için sahne kurar. biri içsel bir yolculuksa, diğeri dışsal bir vitrindir. (bkz: #jC_64NbwznN2NwljM3C1u) zamanında yazdığımız gibi: biri yalnız bırakır, diğeri görünür kılar.
işin aslı, dünya klasiklerini okumakla yeni nesil bir kafede oturmak arasındaki fark, tüketim biçiminde saklı. klasiklerde sayfaları çevirirken zamanla yarışırsın, kafede ise zamanla poz verirsin. klasikler sana "sen de bu insanlık trajedisinin bir parçasısın" der; kafe ise "sen de bu instagram akımının bir parçasısın" der. biri ruhunu doyurur, diğeri story'ni. ikisi de bir kaçıştır aslında; sadece biri kaçtığın şeyi yüzüne vurur, diğeri unutturur. hangisini seçersen seç, farkında olman gereken tek şey: ne okuduğun kitap ne de oturduğun kafe seni sen yapmaz. onlar sadece birer ayna; asıl mesele, o aynada ne görmek istediğinle ilgili. gece uykun kaçtığında eline aldığın şey bir kitap mı yoksa telefon mu, işte bütün mesele bu.