nadir görülmelerine rağmen ingiltere'de 15 yaş altı çocuklarda hastalık kaynaklı ölümlerin başlıca nedeni olan bir grup hastalıktır. işin can alıcı kısmı şu: ebeveynlerin yalnızca üçte birinden azı belirtiler konusunda bilinçli olduğunu söylüyor. yani ölüm nedeni sıralamasında ilk sırada ama farkındalıkta dipte. bu asimetri, erken tanı denilen o meşhur pencerenin çoğu ailede hiç açılmadığını gösteriyor.
belirtilerin sinsiliği de cabası. yetişkin kanserinde akla gelen o klasik işaretlerin çoğu çocukta ya görülmez ya da basit bir enfeksiyonla, büyüme ağrısıyla, hatta "çocuk işte" denilip geçilen yorgunlukla karışır. ateş, morarma, kemik ağrısı, ani kilo kaybı. bunların her biri günlük hayatta masum bir nedene bağlanabilir. aile hekimine gidildiğinde bile ilk akla gelen şey nadir bir tümör değil, daha sıradan bir tablo olur. hekimin de elinde sihirli bir tarama yok; çocukta rutin kanser taraması diye bir şey zaten yok.
burada asıl mesele panik yaratmak değil, eşiği doğru yere koymak. ebeveynin "bu geçer" refleksiyle "bu bir haftadır geçmiyor" refleksi arasındaki fark, çoğu vakada tanı süresini belirliyor. semptomların süresi ve tekrarı, tek başına şiddetinden daha değerli bir sinyal. yani işin özü, aileleri tıp eğitimiyle donatmak değil; geçmeyeni fark edip sorgulama alışkanlığı kazandırmak. haberin kendisi de zaten bunu söylüyor: bilgi eksik, ölüm nedeni ise birinci sırada.