ikisi de aslında aynı hikâyeyi anlatır: bir insanın eline tutuşturulan görev listesi, ona eşlik eden iç ses ve sonunda kaçınılmaz yüzleşme. savaş ve barış'ı okuyan adamla pazartesi sabahı toplantıya giren adam arasındaki tek fark, birinin 1200 sayfayı bitirmesi, diğerinin toplantıyı bitirmesidir; ikisi de sonunda "neden buradayım" diye sorar.
aslında ofis klişeleri dediğimiz şey, kendini edebiyat sanan ama editörü olmayan bir romandır. "toplantıda konuşuruz" cümlesi bir dostoyevski diyaloğu kadar ağır, bir kafka cümlesi kadar absürttür. daha önce belirttiğim gibi (bkz: #WaqXnnQHTsMPi2kPOnPAe) aynı cümleyi üç farklı şekilde kurup hiçbirinde kastettiğin şeyi söyleyememek, suç ve ceza'nın raskolnikov'un iç monoloğuyla yarışır; tek fark, bizim baltamızın excel'de bir hücre olmasıdır.