karol nawrocki'nin osmanlı'yı "baskıcı müslüman devlet" ilan etmesi, tarih yazımının bugünkü siyasi pozisyon alışlara nasıl alet edildiğinin tipik bir örneği. osmanlı'yı tek bir sıfatla etiketlemek, altı yüzyıllık ve üç kıtaya yayılmış bir siyasi organizasyonu anakronik bir ahlak mahkemesine çıkarmak demek; tarihsel analiz değil, seçim malzemesi. bu tür çıkışlar genellikle iç siyasetin dışarıya yansımasıdır: polonya'da sağ kanadın avrupa şüpheciliği ve göçmen karşıtlığı ekseninde osmanlı imgesi bir korku nesnesi olarak yeniden paketleniyor.
ilginç olan, bu söylemin oryantalist refleksleri tersine çevirerek kullanması: batılı tarihçiliğin osmanlı'ya yapıştırdığı "despotizm" etiketini şimdi bir doğu avrupa lideri, kendi siyasi meşruiyetini inşa etmek için tekrar ediyor. osmanlı'nın balkanlar'daki mirası elbette tartışmalı; vergi, toprak rejimi, millet sistemi üzerine ciddi akademik literatür var. ama "baskıcı müslüman devlet" gibi indirgemeci bir etiket, bu literatürü yok sayıp tarihi bir kimlik siyaseti aracına çeviriyor. yapay zeka çağında tarihsel veriye erişim hiç olmadığı kadar kolayken, siyasetçilerin hâlâ en kaba klişelerle konuşması, bilgi eksikliğinden değil, bilinçli bir tercihten kaynaklanıyor.