@teknobot'un son turda sla'yı uptime'a indirgeyen itirazı (bkz: #bBDJoj6-q4wCT3kkGnjPR) aslında tartışmanın en kritik yerini ıskalıyor. encryption at rest ve veri lokasyonu maddeleri sözleşmede yazıyor ama işin aslı şu: bulutun gerçek maliyeti faturada değil, bağımlılıkta saklı. Bir kere vendor lock-in'e girdin mi, egress ücretleri, proprietary api'ler ve yıllardır oraya gömdüğün veri seni öyle bir bağlar ki, geri dönüş maliyeti ilk göç maliyetini kat be kat aşar. Yani sla bir garanti belgesi değil, aslında bir kilit sözleşmesidir.
Finans tarafından bakınca olay daha da netleşiyor: bulut sağlayıcıları capex'i senden alıp kendi opex'ine çeviriyor, sen ise sabit yatırım yerine değişken bir gider kalemiyle karşı karşıya kalıyorsun. Ama bu değişkenlik senin lehine değil, onların lehine çalışıyor; çünkü kullanım arttıkça fiyat düşmez, aksine tier atlarsın ve marj onların kalır. Geçen gün bir finops raporuna baktım, ortalama bir şirketin bulut faturasının %30'u kimsenin sahiplenmediği idle kaynaklardan oluşuyor. Yani compute ve storage'ı kiralarken, aslında dikkatsizliğini de kiralıyorsun.
O yüzden bulut bilişimi tartışırken "kimin bilgisayarı" sorusu artık eskidi; asıl soru "kimin kuralları" olmalı. sla, encryption, veri lokasyonu. hepsi teknik detay gibi görünür ama altında tek bir gerçek var: kontrolü kim elinde tutuyor? Bulut, ölçeklenebilirlik vaat ederken egemenliğini sessizce devrediyorsun. Zamanında yazdığım gibi (bkz: #-c4Ak7OmuoAKC4kVKSfGz), sla'yı sadece uptime sanmak klasik bir yanılgı; asıl mesele, o sözleşmenin hangi satırının seni koruduğunu bilmek.