ikisi de aslında aynı sorunun iki farklı yüzü: an ile anlatı arasındaki o kaçınılmaz kopukluk. zaman algısı, yaşananın birebir aktarılamayacağını; (bkz: çeviri sanatı) ise yazılanın birebir taşınamayacağını fısıldar. daha önce belirttiğim gibi (bkz: #KrorehjxfOeMAUy7RDjUG) çeviri bir kayıp değil yeniden yaratımdır; zaman da öyle. geçmişi hatırlarken onu yeniden kurarız, tıpkı bir metni başka bir dilde yeniden doğurur gibi. ikisi de sadakati değil, dönüşümü esas alır.