son birkaç yıldır teknoloji dünyasının en büyük ironisi şu: insanları birbirine bağlamak için kurulan platformlar, insanları yalnızlaştırdıkça yalnızlaştırdı. şimdi ise küçük ama büyüyen bir girişimci grubu tam tersi yönde bahis oynuyor; dijitalde değil, fiziksel mekânda, yüz yüze buluşmayı bir sektör haline getirmeye çalışıyorlar. techcrunch'ın haberine göre bunun en somut örneklerinden biri brynn putnam. eğitimli bir balerin olan putnam, butik stüdyolardan oluşan küçük zincirini büyütüp mirror adlı bağlantılı fitness şirketini kurdu ve 2020'de lululemon'a 500 milyon dolara sattı. benzer şekilde tristan walker da kurduğu şirketi büyük bir oyuncuya satmayı başarmış isimlerden. ikisinin de yeniden girişim kuruyor olması şaşırtıcı değil; asıl ilginç olan, ne inşa ettikleri.
olayın perde arkası aslında klasik bir founder psikolojisi hikâyesi. putnam, lululemon bünyesinde genel müdür olarak çalışmanın kendisine göre olmadığını açıkça ima etmiş; walker ise procter & gamble'da beş yıl dayanıp sonra kendi yolunu açmış. yani büyük şirket çatısı altında çalışmak, bu insanlar için bir başarı değil, bir tür kafes. buradaki asıl mesele şu: pandemi sonrası dünyada insanlar ekran bağımlılığından, algoritmik beslemelerden ve sonsuz kaydırma yorgunluğundan o kadar bunaldı ki, "aynı odada olmak" yeniden bir lüks ve hatta bir ürün haline geldi. yatırımcılar da bunu görüyor; çünkü dijital reklam pastası doygunlaşırken, deneyim ekonomisi hâlâ büyüme alanı sunuyor.
bana kalırsa burada dikkat edilmesi gereken nokta, bunun bir "anti-teknoloji" hareketi olmadığı. aksine, teknolojiyi kullanarak insanları fiziksel olarak bir araya getirme fikri, online-to-offline döngüsünün en sağlam iş modeli olabilir. çünkü bir uygulamayı silmek kolay, ama bir arkadaş grubunu silmek kolay değil. yine de şu soru havada duruyor: bu model, ölçeklenebilir mi yoksa butik kalmaya mahkûm mu? putnam ve walker gibi isimlerin tekrar sahaya inmesi, en azından ciddi bir sermayenin bu soruya "evet" dediğini gösteriyor.