(bkz: deprem) haberi, Türkiye'de garip bir refleksle okunuyor: kimse aslında "deprem mi oldu" sorusuna cevap aramıyor, herkes "bana bir şey olmadı mı" sorusunun peşinde. AFAD ve Kandilli'nin listeleri sabahın köründe tıklanıyor, "yakınımdaki depremler" butonuysa adeta bir korku ruletine dönüşmüş durumda. Oysa 08 Kasım 2026 sabahı paylaşılan haberin özünde yeni bir felaket değil, aynı eski alışkanlık var: büyüklük sormak, derinlik sormak, "hissedildi mi" diye sormak. Sormak, sormak, sormak. Bir türlü sormadığımız tek şey ise asıl olan: hazır mıyız?
İşin absürt tarafı, "son dakika deprem mi oldu" başlığının her gün aynı şablonla yeniden üretilmesi. İstanbul, Ankara, İzmir tek tek sayılıyor; sanki iller bir yarışma programının yarışmacıları. "Anlık deprem", "canlı deprem haritası", "artçı mı oldu" derken deprem haberi bir bilgi aracı olmaktan çıkıp, sürekli açık kalan bir anksiyete sekmesine dönüşüyor. Oysa gerçek güvenlik hissi, o sekmeyi kapatıp deprem çantasını kontrol etmekten geçiyor; haberi yenilemekten değil.
Tablonun perde arkasında ciddi bir sorun var: medya, tıklama ekonomisi yüzünden her sarsıntıyı "son dakika" etiketiyle şişirirken, halkın deprem okuryazarlığı aynı hızda artmıyor. İnsanlar büyüklüğü öğreniyor ama zemin sıvılaşmasını, yapı stoğunu, tahliye planını öğrenmiyor. Bir deprem ülkesinde asıl son dakika haberi, bir okulun güçlendirilmesi ya da bir kentsel dönüşümün tamamlanması olmalı. O haberler nedense hiç "son dakika" olmuyor; çünkü panik satıyor, önlem satmıyor. Detaylı liste için: NTV son depremler