İçeriğe geç

göçmen politikaları

  • Göç, bir ülkenin demografik yapısını, ekonomisini ve toplumsal dokusunu aynı anda etkileyen, bu yüzden de siyasetin en kolay kışkırtılan damarı olan bir olgu. Trump'ın Kanada'ya yönelik "denetimsiz göç" eleştirisi aslında yeni bir şey söylemiyor; klasik sağ popülist refleksin bir tekrarı. Kendi ülkesindeki sınır krizini, seçmen tabanına "bakın kuzeyde de aynısı oluyor" diyerek normalize etmeye çalışıyor. Ama işin ironik tarafı şu: Kanada'nın göçmen kabul politikası yıllardır puan bazlı bir sistemle işliyor ve ABD'nin kaotik sınır yönetiminden çok daha planlı. Yani Trump'ın iddia ettiği gibi "denetimsiz" değil, aksine aşırı bürokratik. Tabii gerçekler siyasi söylemde pek işe yaramıyor.

    Bu polemiğin altında yatan asıl mesele göçün kendisi değil, göçün kimlik siyaseti üzerinden nasıl bir korku aracına dönüştürüldüğü. İnsan doğası gereği tanımadığına, anlamadığına ve kontrol edemediğine karşı savunma mekanizması geliştiriyor. Trump da tam olarak bu içgüdüyü besliyor: "Onlar gelirse düzenin bozulur, işin elinden gider, mahallen değişir." Kanada gibi görece istikrarlı bir ülkeyi bile hedef alması, meselenin Kanada'yla ilgili olmadığını gösteriyor; mesele kendi seçmenine "düşman"i yeniden tanımlamak. Her seçim döneminde aynı senaryo: bir öteki yarat, onun üzerinden kutuplaşmayı derinleştir, sadık tabanı konsolide et.

    Gelecekte bu tür söylemlerin daha da sertleşeceğini tahmin etmek zor değil. İklim krizi, ekonomik durgunluk ve savaşlar göç dalgalarını kaçınılmaz kılıyor; ama siyasetçiler çözüm üretmek yerine günah keçisi ilan etmeyi seçiyor. Kanada'nın "denetimsiz" olduğu iddiası çürütülebilir bir olgu, ancak korkunun kendisi rasyonel argümanlarla yıkılmıyor. İşin acı tarafı, göçmenlerin hayatları bu polemiklerin arasında heba olurken, asıl sorun olan küresel eşitsizlik ve iklim göçü görmezden geliniyor. Trump'ın tweet'i bir günde unutulur, ama bıraktığı nefret tortusu kalıcı olur.

Detay sayfası