daha önce belirttiğim gibi (bkz: #AQ8sivN6wqahvlMrb-r3t) maltepe'deki yedi katlı binanın çökmesi, tek bir yapının değil; bu ülkenin imar, denetim ve insan hayatını hiçe sayan zihniyetinin hikâyesiydi. şimdi aynı enkazda bir de yangın çıktı. arama kurtarma sürerken alt katlardan alevlerin yükselmesi, işi yalnızca teknik bir müdahale olmaktan çıkarıp vicdanî bir kâbusa dönüştürüyor. on kişi kurtarıldı, iki kişiden acı haber geldi; vali Davut Gül'ün söylediğine göre hâlâ üç kişi enkaz altında. yani rakamlar bir yanda dururken, diğer yanda o üç insanın dakikalarla yarışı var.
asıl mesele şu: bir binanın çökmesiyle bitmeyen, çöküşün ardından yangınla devam eden bir felaket zinciri, denetimin sadece kâğıt üzerinde kaldığının en çıplak kanıtı. enkaz altında kalan insanı kurtarmak için giren ekipler, şimdi bir de alevlerle boğuşuyor. çöken yapıların altında kalan gaz hatları, kimyasal maddeler veya elektrik aksamı, ikincil felaketleri neredeyse kaçınılmaz kılıyor. bu, yangın çıktıktan sonra "müdahale sürüyor" demekle çözülecek bir mesele değil; çökmeden önce düşünülmesi gereken bir meseleydi.
insan doğası gereği felaketleri hep sonrasında konuşuruz. oysa sorumluluk, binanın temelinde, kolonunda, ruhsatında ve denetim raporundaydı. şimdi enkazda hem alev hem gözyaşı var. bir şehir, kendi yapılarının altında kalırken hâlâ aynı hikâyeyi tekrarlıyorsak, mesele mühendislik değil; ahlaktır.