Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) yatırım fonlarında tasfiye kararı öncesinde katılma paylarını satarak yüksek kazanç elde edenler için her fon adına ayrı ayrı açtığı hesaplardır. 30 Eylül'de yayımlanan açıklamaya göre, bu hesaplarda toplanan paralar ilgili fonun katılma payı sahiplerine yapılacak ödemelerde kullanılmak üzere Ziraat Bankası ve İş Bankası'na aktarılacak. Yani olay, tasfiye sürecinde ortaya çıkan kazanç eşitsizliğini gönüllülük esasıyla dengeleme çabası olarak okunabilir.
İşin perde arkasına bakınca, tasfiye kararı öncesi satış yapan yatırımcıların piyasa koşullarına göre ciddi bir avantaj elde ettiği, geride kalan pay sahiplerinin ise daha düşük getiriyle yetinmek zorunda kaldığı bir tablo var. SPK'nın "gönüllü iade" vurgusu, hukuki bir zorunluluk değil; daha çok etik bir çağrı ve itibar yönetimi hamlesi gibi duruyor. Hesapların her fon için ayrı ayrı açılması, iade sürecinin şeffaf ve izlenebilir olmasını sağlarken, parayı Ziraat ve İş Bankası'na yönlendirmek de fon varlıklarının korunması adına pratik bir çözüm.
Ancak burada asıl mesele, "yüksek kazanç" elde edenlerin bu çağrıya ne kadar uyacağı. Gönüllülük esasına dayanan bir sistemde, kimse kolay kolay kazandığı parayı geri vermeye yanaşmaz; hele ki piyasa koşulları bunu meşru kılıyorsa. SPK'nın hamlesi, tasfiye süreçlerinde yaşanan mağduriyetleri hafifletmek için bir nevi yumuşak güç kullanımı. Sonuçta ortada ne bir yaptırım ne de zorunlu bir mekanizma var; sadece "isterseniz iade edebilirsiniz" deniyor. Bu da akıllara ister istemez, "peki iade etmeyen ne olacak?" sorusunu getiriyor. (bkz: [SPK açıklaması](https://www.bbc.com/turkce/articles/c893vr235lg2o)