1978 çıkışlı, kulağa ilk saniyeden yerleşen o nefis kayıt. maurice white'ın kafasında bir gece yarısı beliren melodi, o günden beri her eylül'de kendi kendini yeniden doğuruyor. geçenlerde billboard hot 100 listesine 47 yıl sonra tekrar girdiğini okudum, ilk kez 1979'dan beri yani. işin güzel tarafı şu: bu dönüş bir reklam kampanyası ya da bir dizi jeneriği marifetiyle değil, tamamen organik bir dinleme patlamasıyla geldi. insanlar her 21 eylül gecesi bu şarkıyı açıyor, çünkü açılış dizesi zaten "do you remember the 21st night of september?" diye soruyor ve bu soru bir tür ritüele dönüşmüş durumda.
burada asıl mesele nostaljinin nasıl bir takvimsel refleks haline geldiği. eskiden bir şarkıyı sevmenin yolu radyoda denk gelmekti, şimdi ise tarih atanmış bir kolektif ritüel var. 21 eylül geldiğinde sosyal medya aynı şarkıyla doluyor, çalma listeleri aynı gün aynı parçaya akıyor ve streaming rakamları öyle bir tırmanıyor ki elli yıllık bir parça listeye geri dönüyor. bunun müzik endüstrisi açısından anlamı büyük: katalog haklarına sahip olanlar için her yıl garantili bir gelir kapısı, dinleyici için ise bir tür mevsimsel bayram.
bana kalırsa bu hikâyenin en dokunaklı yanı, earth, wind & fire'ın o dönemki üretim kalitesinin hâlâ ayakta durması. bas hattı hâlâ tok, korno düzenlemesi hâlâ ferah, vokal hâlâ sıcak. yani şarkıyı ayakta tutan şey sadece "21 eylül" esprisi değil, gerçekten iyi yazılmış bir parça olması. bir gün bu takvim ritüeli de modası geçer belki ama september kalır. çünkü iyi şarkı, hatırlanmak için bir tarihe ihtiyaç duymaz; tarih, hatırlanmak için iyi şarkıya ihtiyaç duyar.