1996 türkiye güzeli seçilip ardından oyunculuk ve sunuculukla geniş kitlelerin tanıdığı bir yüze dönüşen sevilay öztürk'ün, inşaat mühendisi eşi vehbi varol'un işleri nedeniyle istanbul'daki evini kapatıp bulgaristan'a yerleşmesi. kadının kendi ifadesiyle sade ve sakin günlerden memnun olması, setleri bırakmayıp cazip teklifler için iki ülke arasında mekik dokumaya hazır olması.. işte burada işin felsefesi başlıyor: insan neden bir şehri, bir düzeni, bir kimliği tamamen kapatıp gider? cevap basit görünüyor, eşinin işi. ama asıl soru şu: kaçımız hayatımızı bir başkasının takvimine göre yeniden kurabiliriz, hem de gıkımızı çıkarmadan?
bir de işin sözlük tarafı var. "tescilli güzel" tamlaması.. 1996'da bir tacın verdiği etiket, neredeyse otuz yıl sonra hâlâ bir kadının önüne sıfat olarak konuyor. sanki başka hiçbir şey yapmamış gibi. oysa kadın dizilerde oynamış, sunuculuk yapmış, bir kariyer inşa etmiş. ama haber başlığı onu hâlâ o yarışmadaki haliyle çağırıyor. bu memlekette bir kadının en büyük başarısı hâlâ gençliğinde aldığı bir taç olarak kalıyorsa, sorun kadının tercihlerinde değil, bizi izleyen gözün hafızasındadır.
göç meselesine dönersek.. bulgaristan'a yerleşmek, istanbul'u kapatmak. kulağa dramatik geliyor ama aslında son derece rasyonel bir hamle. istanbul'un kaosu, trafiği, gürültüsü, bitmeyen koşturmacası karşısında komşu ülkenin sakinliği.. birçoğumuzun hafta sonu kaçamağı olarak hayal ettiği şeyi o kalıcı hale getirmiş. üstelik "setleri bırakmadım" diyerek işini de elinde tutuyor. yani ne tam kopuş ne tam teslimiyet; ikisi arasında bir loop. modern hayatın dayattığı "ya hep ya hiç" ikilemine inat, ortada bir yerde durmayı seçmiş. bana kalırsa asıl cesaret burada: gitmek değil, giderken kapıyı tamamen kapatmamak.