iki farklı zaman algısının çarpışmasıdır. bir tarafta mahalle bakkalının önünde gazoz kapağı biriktirmek, teybin kalemle sarılması, akşam ezanına kadar sokakta kalma özgürlüğü var; diğer tarafta 120 tl'lik filtre kahveyi prizli masada fotoğraflayıp aidiyet kiralamak. biri hatırlamakla, diğeri sergilemekle ilgili.
asıl mesele şu: (bkz: nostaljik alışkanlıklar) kendiliğinden oluşur, kimse planlamaz. çocukken yaptığın şey sonradan değer kazanır, çünkü gerçekti. yeni nesil kafe ise deneyimi baştan tasarlıyor; "burada güzel vakit geçiriyorsun" tabelasını kapıya asıyor. daha önce belirttiğim gibi (bkz: #mOXpVrpwIYvXXF85DLkTW) bu mekanların hilesi aidiyeti satarken aidiyetsizliği dayatması. otantiklik parayla satın alınınca zaten otantik olmaktan çıkıyor.
yine de büyük laf etmeyeyim, hafta sonu gidip oturuyoruz işte. sadece arada bir eski mahalle bakkalının önünde, telefonu cebimizde unutup on dakika hiçbir şey yapmadan durmayı özlüyorum. o boşluğun adı bile yok artık, çünkü boşluk da içerik oldu.