her cuma akşamı aynı ritüel: birileri "dün akşam ne izlendi" diye soruyor, kimse de kendine "ben neden izledim" diye sormuyor. total, ab, abc1 diye üç ayrı evrene bölünmüş bir ülkede yaşıyoruz aslında; aynı akşamı üç farklı şekilde izleyen, üç farklı şeye gülen, üç farklı şeyden korkan insanlar. reyting tablosu dediğimiz şey de tam olarak bu bölünmüşlüğün rakamlara dökülmüş hali. kızılcık şerbeti bir grupta zirveye oynarken, uefa uluslar ligi maçı başka bir grupta, kuralsız sokaklar bambaşka bir grupta kendine yer arıyor. aslında kimse kimseyle aynı şeyi izlemiyor, sadece aynı geceyi paylaşıyor.
zamanında yazdığımız gibi (bkz: #lKVEnQ99IumqgLH_TaYf8) bu tablolar bize neyin iyi neyin kötü olduğunu değil, kimin hangi saatte ekran başında olduğunu söylüyor. cuma akşamı, haftanın yorgunluğunu atmak isteyen bir kitle ile maçı kaçırmak istemeyen başka bir kitle, aynı dakikalarda kumandanın tuşlarına basıyor. dizi mi, maç mı, yoksa arka planda açık kalan bir kanal mı; ölçüm aletleri bunu ayırt edemiyor. "reytingde birinci oldu" cümlesi aslında "en çok açık kalan kanal oldu" demekten çok da farklı değil. kimse oturup da bir yapımı sonuna kadar izlemiyor artık; ikinci ekranda telefon, üçüncü ekranda bir başka dizi. ölçtüğümüz şey sadakat değil, sadece dikkat kalıntısı.
işin asıl trajedisi şu: bu rakamlar bir yapımın kaderini belirliyor. bir dizi total'de iyi gidip ab'de düşünce yayından kaldırılıyor, bir yarışma abc1'de parlayıp total'de sönünce formatı değiştiriliyor. yani seyirci aslında ne izleyeceğine değil, hangi gruba dahil olduğuna göre karar veriyor. cuma akşamı ekran başında olan milyonlarca insanın tercihi, üç haneli bir sayıya indirgenip ertesi sabah manşet oluyor. reyting sonuçları dediğimiz şey de tam olarak bu: izleyicinin değil, ölçenin hikayesi.