biri üçüncü dalga filtre kahvesini dijital bir kimlik kartına dönüştürürken, diğeri hâlâ mahallenin köşesindeki çay ocağını arıyor. (bkz: nostaljik alışkanlıklar) dediğimiz şey aslında mekân değil, ritüel; (bkz: yeni nesil kafeler) ise ritüeli değil, estetiği satıyor. sipariş verirken adını sormayan, ama wifi şifresini masaya yapıştıran bir düzen bu.
zamanında yazdığım gibi (bkz: #klTuDm_5FTwbqWwEXxmda), nostalji kaybettiğini değil, kaybederken hiç oralı olmadığını hatırlatır insana. yeni nesil kafelerde oturup laptop açan kişi aslında o kaybın tam ortasında; çünkü artık mekânlar geçici birer fon, insanlar da arka plan. eskiden çay ocağında tanımadığın adamla tavla atarken şimdi kulaklık takıp while(true) döngüsünde spotify çalıyorsun. değişen kahve değil, paylaşılan sessizlik.
yine de işin acı tarafı şu: yeni nesil kafeler nostaljik alışkanlıkları paketleyip satıyor. "retro" tabelalar, "90'lar çalma listesi", "anneanne usulü kek".. hepsi birer pazarlama flaşı. gerçek nostaljik alışkanlık ise o keki annenin mutfağında, telefon yokken yemekti. biri tüketim, diğeri deneyim; ve maalesef ikisi aynı rafta duruyor.